Tanım
Bu blogu, hayattan edindiğim tecrübeleri, beklentileri, gerçekleşenleri, hayalde kalanları, hayatın bana kattıkları ve benden götürdüklerini yazmak. kendimi içinde hissettiğim her konuyu, olayı paylaşmak kısacası hayata dair herşeyi paylaşmak adına yapmak istedim. umarım olumlu paylaşımlar olur.
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
Serpil Cebeci Turgut
 Kartınızı Oluşturun
Serpil Cebeci Turgut
 Kartınızı Oluşturun
|
AKIL NEREDE?
| | | | “Aklını başına al!”... “Aklın neredeydi?”... Bu tür sorular ve uyarılar hep yapılır da niye aklın yeri sorgulanır düşündünüz mü? Aklı yaratan ulu tanrı onu üstün özelliklerle bezedikten sonra beyne oturtmuş!... Ama akıl bakmış ki çevresine hiçbir şey görünmüyor!.. Şaşırmış... “Etraf mı karanlık ben mi körüm”, diye düşünmüş.. Çözememiş olayı ve sormuş tanrıya: -- Tanrım beni mükemmel yarattın ama galiba körüm!... Beni hareketli, oynak, kıvrak, her şeye anında adapte olabilir yarattın ama önümü, çevremi göremiyorum, bulunduğum yeri göremiyorum!.. Sadece bulunduğum yerden bana gelenleri değerlendirip onları amaçlarına göre en mükemmel şekilde yönlendiriyorum.. Tanrı cevap vermiş: -- Seni öylesine mükemmel yarattım ki, ayrıca bir de göze ihtiyacın yok!.. Kör olman daha hayırlı; işlevini hakkıyla yapabilmen için!.. Seni öyle bir mekâna yerleştirdim ki, orada her şey, sana ulaşabilecek şekilde var!. Sana, sadece gelen verileri değerlendirmek kalıyor!.. Sen evrenin merkezindesin bulunduğun mekân itibariyle!. Orada sana gelen verileri değerlendirirsen bulunduğun ortamın sultanı olursun!. Unutma ki çözümsüzlük anında sana yol gösterecek iman kuvvesini de koydum o mekâna hemen yanına! Peki, demiş akıl ve işlevini hakkıyla yerine getirmeye başlamış... Ama insanlar çoğalıp her birinde işlev gören akıl farklı verilerle karşılaşırken, bazen hayret ve şaşkınlıktan, bazen dışardan gelen yanlış verilerden, bazen de hormonların dürtmesinden ayağı kayıp kana karışıp, soluğu başka bir organda alıverir olmuş bir anda!. Kör olduğu için de, gittiği yeni mekânı (organı) tanıyamayıp, kendini hâlâ eski mekânında sanarak, o organın kendisine sağladığı verilere göre, o organa en mükemmel şekilde hizmet vermek üzere işlevini, yerine getirir olmuş!.. Bu yeni mekân bazısında mide olurmuş, bazısında cinsel organ; bazısında ayak olurmuş, bazısında kalp!.. Kimi sadece yemek için yaşarmış bu durumda; kimi insanlığını imanını unutur yalnızca seks yapmak için yaşarmış; kimi kendini yalnızca spora verirmiş, kimi de tüm yaşamına duygularıyla yön veren davranışlar ortaya koyup sürekli pişmanlıkları yaşarmış akıl dinlenmeye geçtiğinde de!... Evet, akıl, kutsal tahtı beyinden düşünce bir başka organa, insanlar ona “aklını başına al” derlermiş!... Ama nasıl alsın ki!. Akıl gitmiş yerleşmiş bir organın içine!. Beyni o organ olmuş artık! Devası? İMAN! Ya iman ağır basar ve aklı bulunduğu yerden kopartır ve eski tahtına oturtur!.. Ya da akla söz geçiremez... Onunla ilişkisini kopartır bu durumda ne hâlin varsa gör!” diyerek... Böylece akıl da artık imansız bir şekilde bulunduğu organdan mutlu bir şekilde yaşamına devam edip imansız bir şekilde dünyasını değişir!... Bakarlar ötelerden ve derler: -- Biri daha gitti imansız! AHMED HULÛSİ 29 Temmuz 2003 North Carolina, USA
|
|
Tarih: 15:24, 29/7/2008 Kategori: Din ve Bilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
MİRAÇ GECESİ
 MİRAÇ NEDİR İsra; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek demektir. Özel Manasıyla Peygamber efendimizin bir gece vakti yatsı namazından sonra Mekke'den alınıp önce Tur-u Sina'da namaz kılması, sonra Mescid-i Aksa'ya gitmesidir.
Miraç da yükseğe çıkış aracı demektir. Özel manasıyla Peygamber Efendimizin Mescid-i Aksa'dan Cenabı Hakkın Yanına Çıkmasıdır.
Miraç Hadisesi Kuran'ı Kerimde Necm Suresi 1-18. ayetlerinde geçmektedir.
İsra hadisesi de İsra Suresinde anlatılmaktadır. 
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır: "Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir." (İsra Suresi, 1) Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır: "O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O'nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O'nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü." (Necm Suresi, 7-18.) Miraçla gelen hediyeler Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: "Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz." Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular. İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor. Mü'minler merak ediyorlar. "Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık" derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir. Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir. Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir. Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. "Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz" buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi. Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, "Sen paşa oldun" dense ne kadar sevinir. Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. 
ALLAH BU DEVLETE, BU MİLLETE HERŞEYİN HAYIRLISINI VERSİN. NEFSİ HESAPLARDAN, KİNDEN, NEFRETTEN, ADALETSİZLİKTEN VE ZALİMLİKTEN HEPİMİZİ UZAK KILSIN. TEVBELERİMİZİ KABUL EYLESİN. MÜSLÜMAN KILIĞINDAKİ ŞEYTANLARDAN, DİNİMİZİ MAKAMI VE MENFAATİ İÇİN ARACI KILANLARDAN VE BÜTÜN BUNLARI YAPARKEN KENDİNİ HAKLI GÖRENLERDEN BİZLERİ UZAK EYLESİN. ALLAH BİZLERİ PİYON OLMAKTAN, YAĞCILIKTAN, YALAKALIKTAN VE MENFAATLERİMİZ İÇİN KÜÇÜLMEKTEN KORUSUN. ALLAH BİZLERİ SAĞLIK, AFİYET, HUZUR VE İMANDAN AYIRMASIN. NEFSİMİZE ESİR DÜŞMEDEN, ŞEYTANA MAĞLUP OLMADAN HEP BİRLİKTE SAĞLIKLA YAŞAMAMIZI NASİP ETSİN. ÜLKEMİZİ GÜÇLÜ, MİLLETİMİZİ BAŞARILI, YÖNETİCİLERİMİZİ AKILLI VE CESUR EYLESİN. -- Yazının sahibi: dosta333@gmail.com
|
Tarih: 14:52, 29/7/2008 Kategori: Din ve Bilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İşte Bu Hatim Biter! (Ücretsiz)
Yüce kitabımız
Kur'an-ı Kerim, Büyük fontlarla, büyük ve takibi süper kolay ve açık
hatla yazılı, Hafız İlhan Tok'un sesinden çok kaliteli Real video
formatında linklenmiş ve indirilebilir. Daha ne bekliyoruz?
Pocket PC için mevcut. Cep telleri için ise çok yakında geliyormuş.

Link: http://www.hasenat.net/grhatim.htm
|
Tarih: 13:04, 22/3/2008 Kategori: Din ve Bilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Dr. Ender Saraç'ı cesaretinden dolayı kutluyorum. Helal olsu
Allah'ın
her adı başka derde deva
Dr.
Ender Saraç, Esmaü’l-Hüsna’nın insanın ruhsal gelişimine katkı sağlamanın yanı
sıra bir şifa kaynağı olduğunu söylüyor. Allah’ın 99 isminden hangisi hangi
derde deva oluyor? 10 Mart 2007 05:30
Sevinç Özarslan'ın haberi
Merhametsizlere ‘Er Rahim’ ve ‘Er Rahman’, aşırı sinirlilere ‘El
Halim’, yaşamında sevgi ve muhabbeti az olanlara ‘Ya Vedud’, nereye gideceğini
bilemeyenlere ‘El Hadi’, sıkıntı içinde olanlara ‘El Vekil’ ismini
zikretmelerini tavsiye eden Saraç, “Allah’ın isimlerini zikretmek, meditasyon ve
diğer enerji teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem. Bu
doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, zarar
veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır.
Esmaü’l-Hüsna ile
yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive
eder. Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını
hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı.” diyor.
Dr.
Ender Saraç, hepimizin bildiği gibi uzman bir hekim. Sağlıklı yaşam, doğal tıp,
doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi üst düzey grubuna
yıllardan beri hizmet veriyor. Mısır’ın piramitlerinden Hindistan’ın
aşramlarına, Kâbe-i Muazzama’dan Vatikan’daki Katolik kiliselerine kadar birçok
yerde araştırmalar yapan Saraç, Doğu kökenli yoga, meditasyon, reiki gibi enerji
tekniklerini incelemiş ve deneyimlemiş bir doktor.
Bugüne kadar 100 bine yakın hasta bakan, birçok kitap yazan, kitapları
çok satan bir yazar aynı zamanda.
Ender Saraç kısa bir süre önce "Ruhsal Gelişimimiz ve Kader" adı altında bir kitap piyasaya çıkardı ve
kitabında Allah’ın 99 ismi Esmaü’l-Hüsna’yı zikretmenin bir enerji tekniği
olduğunu söyleyerek bütün dikkatleri üzerine çekti.
Saraç, kitabında
Esmaü’l-Hüsna’nın insanın ruhsal gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu yazıyor.
Kendini biraz katı ve merhametsiz hissedenlere “Er Rahim” ve “Er Rahman”, aşırı
sinirli olanlara “El Halim”, yaşamında sevgi ve muhabbet az olanlara “Ya Vedud”,
nereye gideceğini bilemeyenlere “El Hadi”, içinden çıkılamayan bir durum
karşısında “El Vekil” ismini zikretmelerini söylüyor. Ayrıca her burcun
etkilendiği isimlerin neler olduğunu anlatıyor. Mesela İkizler burcunun baskın
isimleri; Es Semi, Eş Şehid, El Mukaddim, El Basir.
Tıp fakültesinden
yeni mezun olduğunda doktorluğun sadece ‘reçete yaz, tahlil iste’ gibi
eylemlerden ibaret olmadığını düşünerek araştırmaya başlayan Saraç, “Başka bir
derinliği vardır diye hissediyor, hatta biliyordum. Ama çok gençtim, yeterince
bilgim yoktu. Bu nedenle adını koyamıyordum.” diyor.
Saraç, 18 yıllık
bir çalışmanın ürünü olan kitabı için, “İçimde uyanan ve tecrübelerimle geldiğim
noktanın kaleme dökülmüş halidir.” yorumunu yapıyor. Saraç, kitabının ne dini ne
de siyasi bir çalışma olmadığını söyleyerek aslında akılda soru işareti
bırakıyor. Çünkü bir Müslüman için esmaları zikretmenin ilk amacı Allah’ın
rızasını kazanmak.
“Zikri
ve esmaları dinden bağımsız bir şey gibi insanlara sunmak doğru mu?” sorumuza
şöyle açıklık getiriyor: “Dinden soyutlamıyorum. Bu evrensel bir bilgidir.
İnsanlığa yararlı olabilecek enerji inanç sistemimizde var. Bırakın pek çok
insan bunların tadını alsın. Şifasını, nurunu öğrensin. Ondan sonra seçimi kendi
yapsın. Pek çok insanın ulaşamayacağı ve giremeyeceği yerlere belirli bir
anlatım tekniğiyle ben girdim. Bu kitap Türk toplumuna iyi bir hizmettir.
İnsanlara hissedebileceği ve anlayacağı dilden ikram yapmak lazım. Sonuçta ben
de bazı şeyleri nasıl yapacağımı hissediyorum.” diyor.
Ender Saraç,
yoga, meditasyon gibi Batı toplumlarında çok popüler olan tüm enerji
tekniklerini denemiş hastalarının, “En büyük teknik nedir?” sorusuna, “Kalben
tam teslim olarak yaşamak.” cevabını veriyor.
Ayete’l-Kürsî’nin koruyucu
etkisi bilimsel olarak ispatlanacak
Ender Saraç, artık dünyada her şeyin
bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin
kaynağı olan El Alîm esmasının tecellisi olduğunu belirtiyor. Saraç,
“Ayete’l-Kürsî, Felak ve Nas sûreleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı
yani insanın korunduğu, çok kısa süre içinde birtakım ince aletlerle tespit
edilecek. Nazar diye bir enerji olduğu ve nazara karşı bazı sûrelerle korunmanın
insanın aurasını genişlettiği bilimsel olarak açıklanacak.” diyor.
Ender
Saraç’a göre;
* İnsanoğluna indirilmiş en son ve bir üst
modeli gelmeyecek tek yazılım programı Kur’an-ı Kerim. Kur’an’da insana şifa
verecek pek çok bilgi var.
* Zikir, meditasyon ve diğer enerji
teknikleri gibi pozitif enerji verebilecek etkili bir yöntem.
* Zikir
doğru olarak yapıldığında insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, keskin
olup zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır.
*
Esmaü’l-Hüsna ile yapılan zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri
daha çok aktive ediyor.
* Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç,
diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için
kullanılmalı.
* Toplumda herkes enerji emen bireyler olarak yaşıyor.
Ortadaki kaptan herkes emmek istiyor. Kimsenin kaba verecek malzemesi yok.
* Kur’an’da söylendiği gibi insanların kalpleri mühürlü. Yani kalp
şakraları kapalı. Bu nedenle 40 gün El Basid esması zikredilebilir. Bu zikir
kalbi açar, rahatlatır, genişletir.
* “O kadın benle evlensin, bu adam
beni boşasın, çok zengin olayım, şu işi ben kapayım” gibi egomuzu savunmak ve ön
plana çıkarmak için korkunç bir şekilde ben merkezli enerji harcanıyor. Ego
merkezli yaşamayı bırakıp, tam teslimiyet haline geçildiğinde beyin enerji
tasarrufu yapıyor ve o zaman bütün istekler oluyor.
* Bizim inanç
sistemimizin kökü sevgi. Toplumda gerilim yaratan değil, toplumda daha olumlu
enerjiler veren insanların oranı arttıkça Batı’ya bile meditasyon ve reikilerden
çok daha güzel şeyler sunacağız.
|
Tarih: 18:27, 30/1/2008 Kategori: Din ve Bilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sarı rengin esrarı
Kur'an-ı Kerim'de (Bakara,69) SARI renk için; 'bakanların içini açan' tabirinin kullanılmış olması, Mısırlı göz uzmanı Dr. Mustafa Ahmet Azb'ın dikkatini çekti ve onun renkler üzerinde bir dizi araştırma yapmasına sebep oldu. Araştırmalar sırasında, insan gözünün kırmızı rengi görebilmesi için 50 diametrelik, mavi rengi görebilmesi için 150 diametrelik bir enerji harcarken; sarı rengi görebilmesi için enerji sarfetmediği ortaya çıktı.
Zaten sarı rengin frekans ve dalgaboyu itibarı ile hemen beyaz'dan sonra gelmesi bunu gösteriyordu.
Avrupa ve Amerika'nın çeşitli üniversitelerinde renkler konusunda yapılan araştırmalarda da, Kur'an'ın sarı renk için kullandığı ifadeler aynen tasdik ediliyor.
Kanada'nın Alberta Üniversitesi'nde güzel sanatlar profesörü olan Harry Wohlfarth, renkler üzerinde bir dizi araştırma yaptı. Araştırmasında, eğitim araçlarını, sınıf ve okul çevresini —belli zaman aralıklarında—çeşitli renklere boyadı. Her seferinde öğrencilerin tavrını ve başarı derecelerini ölçtü ve neticede Sarı ve sarının karışımı olan açık renklerde, öğrencilerin daha uyumlu ve daha başarılı olduğu ortaya çıktı.
Amerika'daki Biyososyal Araştırma Enstitüsü'nde ise daha değişik bir araştırma yapdı. Enstitü Müdürü Psikolog Dr. Alexander Schauss, cemiyete uyumda zorluk çeken ve bu yüzden gözetim altında tutulan suçlular üzerinde renk deneyleri yaptı. Odalar sarı ve sarının karışımı olan Krem, portakal ve pembe gibi açık renklere boyandığında, suçluların daha az problem çıkardığı tesbit edildi. Bu araştırmanın sonuçlarını, Amerika'da yayınlanan Psychomic Society dergisinde yayınlandı.
California'nın San Bernardino hastanesinde klinikler şefi olan psikiyatrist Paul Boaumuni, uyuşturucuya bağımlılık kazanmış ruh hastaları üzerinde bir renk araştırması gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarını şu sözlerle ifade eder: Daha önce sakinleşmelerini sağlamak için uyuşturucu vermek zorunda kaldığımız hastalar, odaları SARI ve sarının karışımı olan açık pembe, çağla yeşili gibi renklere boyandıktan sonra, daha az uyuşturucu talep eder oldular. Birbirlerini yaralamaya kadar varan eski yoğun olaylar, artık tek-tük görülüyor.
Psikolog Alexander Schauss, Renklerin insan beyni üzerindeki tesirleri adıyla ikinci bir araştırma daha yaptı. Araştırma sonuçlarında SARI rengin, renk algılama merkezi olan Reticular bölgesindeki sinir uçlarını çok düşük bir biyoelektrik akımı ile uyardığını ortaya çıkardı. Kırmızı, koyu mavi, siyah gibi sıcak renklerin, sinir uçlarını daha yüksek bir biyoelektrik akımı ile uyardığını da keşfeden araştırmacı, yüksek akımla uyarılan sinir uçlarının kan basıncını, ruhsal gerginliği ve kandaki şeker oranını artırdığını ifade ediyor.
Renkli ışığın çocuk sağlığı üzerindeki tesirlerini araştıran çocuk servisi uzmanları, sarı ve sarının hâkim olduğu renkli ışıklarla odaları aydınlatılan bebeklerde, sarılık hastalığının çok daha az görüldüğünü ortaya çıkarmışlardı.
Renkler konusunda, iş yerleri de kendi çaplarında araştırmalar yürütmektedir. Hangi renklerin işçilerin dikkatini taze tutacağını, iş kazalarını azaltacağını ve dolayısıyle verimi artıracağını araştırıyorlar. Amerika'nın güney bölgesindeki bir gaz tribünleri işletmesinde, daha önce gri ve siyah renkte olan tribünlerin sarı ve sarının hâkim olduğu açık renklere boyandığında, iş kazalarının azaldığı gözlenmiştir.
Fransa'da yayınlanan; Sciences Selection adlı bilimsel dergide, Faber Birren imzası ile yayınlanan başka bir makalede, Renklerle Düşünme adındaki bir araştırmadan söz ediliyor. Francis Galton'un başlattığı, davranış bilimleriyle uğraşan Karmoski ve Odbert'in de desteklediği bu araştırmada, Renklerle gerçekleştirilen beyin faaliyetleri incelenmektedir. Synethesie adı verilen bu beyin faaliyetinde her rengin bir harf ve rakam karşılığı vardır.
İddialarında daha da ileri giden Galton, 'renklerle işitme'den de bahsediyor. Deneylerini beş duyu üzerinde devam ettireceğini söyleyen araştırmacı, notaları dahi renklerle ifade etmenin mümkün olacağını ileri sürüyor.
Bahsi geçen iki davranış bilimi uzmanı Karmoski ve Odbert, bazı gönüllüler üzerinde yürüttükleri bir araştırmada onlardan renk tercihi yapmalarını istemişler ve onları renk tercihlerine göre bir sıralamaya tâbi tutmuşlardır. Araştırmacılar, sarı rengi tercih edenlerin uyumlu ve yumuşak mizaçlı kimseler olduğunu; buna karşılık koyu renkleri tercih edenlerin sinirli, kavgaya hazır, uyumsuz tipler olduğunu görmüşlerdi.
Karakter tahlilinde, renklerden faydalanan bir başka araştırmacı da psikiyatr Dr. Kurt Goldstain'dir. Goldstain, beyin hastalığına müptelâ bir kadın üzerinde araştırma yapar. Kadına, sıra ile çeşitli renkten kumaşlarla dikilmiş elbiseler giydirir. Kırmızı, koyu mavi, siyah gibi koyu renkteki kumaşlarla dikilen elbiseleri giydiğinde, kadın, sarsak adımlarla yürür; düşmemek için doktorun yardımına ihtiyaç duyar. Sarı ve sarının hâkim olduğu açık renk elbiseler giydiğinde, kadının yürüyüşleri normale döner. Doktorun yardımına ihtiyaç duymadığı gibi, kendisini daha iyi hissettiğini ifade eder.
Dr. Gilbert Brighouse adındaki bir araştırmacı, daha enteresan bir deney gerçekleştirir. Renkler ve Ağırlık adını verdiği bu deney, bir spor kompleksinde, halterciler üzerinde yürütülür. Halterciler, kırmızıya boyandığında kaldıramadıkları aynı ağırlığı, sarıya boyandığında kaldırabilmişlerdir.
Haltercilere, aynı ağırlığın kullanıldığı söylenmemiş ve niçin kırmızıya boyalı ağırlığı kaldıramadıkları sorulduğunda; "Daha ağır olduğu için" cevabını vermişlerdir. Araştırmacı bu deneyden sonra, haklı olarak, koyu renkler için "ağır renkler" açık renkler için de "hafif renkler" tabirlerini kullanmıştır.
Buraya kadar konu edilen renkler üzerindeki araştırmalar Kur'an'ın bir mucizesini daha ortaya çıkarmış bulunuyor. Renkler de kendi dili ile, Kur'an'ın her yönü ile mucize olduğu gerçeğini bir kere daha Dünyaya ilân ediyor.
|
Tarih: 23:05, 26/1/2008 Kategori: Din ve Bilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|